Teoloji & Doktrin

Eski Antlaşma’da Sünnetin Anlamı

Yeni Antlaşma’ya kabulün işareti olan vaftizin, Eski Antlaşma’da bir karşılığı vardır. Bu işaret sünnet işaretidir. Bundan bahsetmemiz gerekir; çünkü vaftizin anlamını tam olarak anlamak için sünnetin anlamını bilmek şarttır. Sünnet, Rab’bin lütuf antlaşmasına kabulün işareti olduğu kadar “Benim halkım olacaksınız,” aynı zamanda lanet-yeminidir “Sizin Tanrınız olacağım.”

Lanet İşareti

Sünnet, laneti de içeren dışsal bir yemindir. Antlaşmanın üyeleri olan tüm erkeklerin geçtiği sembolik bir yargıdır. Tanrı, “Sizin Tanrınız olacağım” diyerek yemin ettiğinde, bu yemin, erkeklerin üreme organlarından bir parça kesilerek onaylanır ve uygulamaya konulur. Bu uygulama, şunu sembolize etmektedir; Tanrı veya insanlar bu antlaşmayı bozarsa, halk arasından atılır ve lanet altına girerler (Yaratılış 17:14). Eğer insanlar antlaşmayı bozarsa, erkek üreme organının işaret ettiği gibi, bu durumda çocukları da halk arasından atılır. İşte bu yüzden Yaratılış 15’te İbrahim, tuhaf görümünde Antlaşma Tanrısı’nın kesilen hayvan parçaları arasından geçtiğini gördü. Tanrı’nın kendisi yemin ediyordu ve eğer Kendisi, halkını vaat ettiğine ulaştıramazsa, O atılacaktı. Antlaşma işaretini almamanın ciddiyeti, ki kişinin antlaşmayı bozması anlamına gelir (Yaratılış 17:14), kurtuluş tarihi boyunca devamlı olarak yinelenmiştir(Mısırdan Çıkış 4:24-26, Yeşu 5:2).

Bereket İşareti

Aynı zamanda Sünnet, insanların Antlaşma Krallarına adanmasına işaret ederek Tanrı’nın bereketini de içerir. Vaatten olan İshak doğduğunda, İbrahim, Tanrı’nın emrettiği gibi sekizinci günde O’nu sünnet etti (Yaratılış 21:4). Tanrı, İshak’ın, tamamen adanmayı ifade eden bir kurban şeklinde “yakmalık sunu” olarak sunulmasını istedi (22:2). Bu yüzden İbrahim, adanma olarak sünnet ikilemiyle karşılaştı; çünkü Tanrı’ya adanacak kişi, bunu ancak sünnetin sembolize ettiği yargıdan geçerek yapabilirdi.

Antlaşma İşareti

Sünnet, bir antlaşma çerçevesinde İbrahim’e verildi. Yakın Doğu’da Antlaşmalar, kral ve ona bağımlı olanlar kutsal yeminler ettiğinde ve bu yeminlerini bıçak kullanılarak törenlerle sembolize ettiklerinde onaylanırdı (Yaratılış 15, 17). Sünnet de eski Yakın Doğu antlaşmalarının düzenini izlemiştir. Temel düzen şöyledir: kralın(hükümdar) kim olduğunu ve ona bağımlı olanlar(köleler) için ne yaptığını belirttiği tarihsel giriş ile başlardı. Bizler bunu şu ayetlerde görüyoruz: …Kildaniler’in Ur Kenti’nden seni çıkaran RAB benim, Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım (Yaratılış 15:7; 17:1). Daha sonra Kral, bazı şeyleri yapmayı vaat ettiği ve ona bağımlı olanların yükümlülüklerinin anlatıldığı bölümü içeren antlaşma ilişkisi şartlarını verirdi. Tanrı, sünnetle “Senin ve senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım” (Yaratılış17:7) vaadinde bulundu ve halkına, “O’nun yolunda yürüme ve kusursuz olma” yükümlülüğünü verdi (Yaratılış 17:1). Son olarak kral, antlaşmanın yaptırımlarını listelerdi: eğer ona bağımlı olanlar şartlara uyarsa, onları bereketleyecektir; uymazsa, lanetleyecektir. Bu, yukarıda bahsedilen sünnetin bereket-lanet yönünde görülür.

Bu yüzden sünnet, Tanrı ile halkı arasında olan antlaşmanın dışsal işaretidir. Bunu anlamamız çok önemlidir; çünkü sünnet sadece, İsrail’in geçici ve/ya da ulusal bereketlerinin işareti değildi. Bu, genellikle yanlış anlaşılan bir konudur. Aynı zamanda sünnet sadece, İsrail’i çevresindeki diğer uluslardan ayırmak için kullanılan bir dışsal yöntem de değildi. Bunun anlamı şudur: Bir Yahudi çocuk sekizinci günde sünnet edildiğinde veya İsrail’in Rabbe olan inancına iman etmiş biri sünnet edildiğinde, bu, sünnetin öneminin sonu değildir.

Sünnet, derin bir şekilde dini ve ruhsaldır, sadece fiziksel bir eylem değildir. Sünnetin bereket-lanet yönü, Kutsal Yazılar’da sürekli vurgulanmıştır. Örneğin Romalılar 2:28-29’da Pavlus, “sünnetin dışsal ve fiziksel olmadığını” aksine “yürekle ilgili olduğunu, yazılı yasanın değil, Ruh’un işi” olduğunu söyler. Bu yüzden sünnet, Rab İsa Mesih’e imanla güvenlerin aldığı en önemli ruhsal bereketlerin dışsal işaretidir. İşte bu yüzden daha önce de bahsettiğimiz Romalılar 4:11’de Pavlus, İbrahim’in “daha sünnetsizken aklandığının işareti olarak sünnet işaretini” aldığından bahseder. Sünnet, Yahudilere verilen, lütufkar Tanrı’nın layık olmayan günahkarlara verdiği bereketlerin dışsal işaretiydi: yeniden doğma (Romalılar 2:29), aklanma (Romalılar 4:11). Eski Antlaşma’ya baktığımızda, derin ruhsal anlamı olan sünnet gerçeği açıkça bulunabilir. Peygamber Yeremya, sünneti dışsal işaret olarak almanın sünnetin amacı olmadığına işaret ederek Rabbin oğlu İsrail’i suçluyor. Dışsal olarak sünnetli olsalar da davranışları ve imansızlıkları yüzünden ruhsal olarak sünnetsiz oldular ve bu yüzden diğer temiz olmayan uluslarla bir tutuldular:

“Yalnız bedence sünnetli olanları cezalandıracağım günler geliyor” diyor RAB. “Mısır’ı, Yahuda’yı, Edom’u, Ammon’u, Moav’ı, çölde yaşayan ve zülüflerini kesenlerin hepsini cezalandıracağım. Çünkü bütün bu uluslar gerçekte sünnetsiz, bütün İsrail halkı da yürekte sünnetsizdir” (Yeremya 9:25-26).

Aşağıdaki Eski Antlaşma ayetlerinin sünneti nasıl açıkladığına dikkat edelim. İlk olarak, günahını ve kötülüğünü itiraf etmiş bir yüreğin işaretiydi (Levililer 26:40-42); ikinci olarak, sünnet edilmiş/kutsallaşmış yüreğin işaretiydi (Yasanın Tekrarı 10:16); üçüncü olarak, itaatsizliklerinden dolayı gittikleri sürgünden tekrar toplanan günahlıların yüreklerindeki Tanrı’nın lütfunun işleyişinin işaretidiydi (Yasanın Tekrarı 30:6). Vaat edilen toprağa tekrar toplama vaadinin daha sonra Hezekiel tarafından ruhsal olarak yeniden doğmayla örtüşen bir biçimde nasıl açıklandığına dikkat edin:

Sizi uluslar arasından alacak, bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim. Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım (Hezekiel 36:24-27).

Son olarak Eski Antlaşma sünneti, Pavlus’un da daha sonra Yeni Antlaşma’da tanımladığı gibi, “eski insanı çıkarmak” ve “yeni insanı giyinmek” şeklinde tanımlamaktadır (Yeremya 4:4, 9:26; Hezekiel 44:7; Efesliler 4:22-24; Koloseliler 3:5-14).

Bu yazıda geçen konular: