Teoloji & Doktrin

Özgür İrade Nedir?

Bütün kilise yazarları, hem günahın insanın akıl sağlığında ciddi bir yara açtığını hem de kötü arzuların iradeyi büyük ölçüde köleleştirdiğini kabul etmişlerdir. Buna rağmen, birçoğu filozoflara çok yaklaşmıştır. İlk kilise babaları bana, aşağıdaki nedenlerden dolayı insanın gücünü iki niyete dayanarak yüceltiyorlar gibi görünmektedir. Birincisi, insanın güçsüzlüğünü açıkça itiraf etmek, onları, çekiştikleri filozofların alaylarına maruz bırakabilirdi. İkincisi, iyiliğe karşı zaten kayıtsız olan benliğin tembelleşmesine yeni bir fırsat vermekten kaçınmak istiyorlardı.[1] İnsanlarının geneldeki yargılarına saçma gelecek bir şey öğretmemek için, Kutsal Yazı’nın öğretişiyle filozofların inançları arasında yarı yarıya uyum sağlamaya çalışıyorlardı. İkinci noktaya, tembellik fırsatı yaratmamaya özellikle dikkat ediyorlardı. Sözlerinden bu anlaşılmaktadır. Chrysostomos bir yerde bunu şöyle açıklamaktadır: “Tanrı, iyiliğe ve kötülüğe gücümüz dâhilinde yer verdiği için, özgür seçim kararı da bahşetmiş ve istememeye kısıtlama getirmemiştir ama istemeyi benimsemiştir.” Yine şöyle demektedir: “Kötü olan kişi, eğer isterse genellikle iyi birine dönüşür; iyi olan da tembelliğe kapılarak kötü olur. RAB, doğamızı seçim yapmakta özgür bırakmıştır. Bize zorunluluk dayatmaz ama uygun çarelerle donatır ve her şeyin hasta insanın kararına bağlı olmasına izin verir.” Ayrıca, “Tanrı’nın lütfu bize yardım etmezse hiçbir şeyi doğru yapamadığımız gibi, kendi payımızı ortaya koymazsak göksel iyiliği kazanamayız.” Daha önce de şöyle demişti: “Her şey Tanrı’nın yardımına bağlı olmasın diye, aynı zamanda kendimizden de bir şeyler koymalıyız.” İyi bilinen ifadelerinden biri de şudur: “Bize ait olanı ortaya koyalım; geriye kalanı Tanrı sağlar.” Jerome’un (Hieronymus) söylediği de buna uygundur: “Bizim işimiz başlamak, Tanrı’nın işi tamamlamaktır; bizim işimiz ne yapabileceğimizi sunmak, O’nun işi bizim yapamadığımızı sağlamaktır.”

Bu ifadelerde insanın hak ettiğinden daha çok erdem istediğine inandıklarını tabii ki, görüyorsunuz, çünkü bizim sadece tembellik ederek günah işlediğimizi tartışmazlarsa bizi, doğuştan tembelliğimizi bırakıp harekete geçiremeyeceklerini düşünmüşlerdir. Ama bunu ne kadar beceriyle yaptıklarını sonuçta görüyoruz. Söz ettikleri bu görüşlerin son derece yanlış olduğu biraz sonra çok iyi ortaya çıkacaktır.

Ayrıca herkesten daha çok Greklerin -özellikle Chrysostomos da onların arasındaydı- insanın irade yeteneğini yüceltmelerine rağmen, Augustinus dışında bütün eskiler bu konuda çok farklı, çok tereddütlüdür ya da kafa karıştıracak şekilde konuşurlar. Öyle ki, yazılarından neredeyse hiçbir kesinlik elde edilemez. Bu nedenle, tek tek yazarların görüşlerini daha kesin şekilde sıralamaya son vermeyeceğiz; ama bu tezin açıklamasının gerektirdiği şekilde zaman zaman birini ya da diğerini seçeceğiz.

Onlardan sonra gelen diğer yazarların her biri, insan doğasını savunurken kendi zekâsını överek, giderek kötüden de kötü oldular. Sonunda öyle bir noktaya gelindi ki, genelde insanın sadece duyusal yanının bozulduğu, aklının hiç kusursuz ve iradesinin de büyük ölçüde bozulmamış olduğu düşünülüyordu. Bu arada iyi bilinen bir anlatım ağızdan ağza dolaşıyordu: İnsanın doğal armağanları bozulmuştu ama doğaüstü armağanları elinden alınmıştı. Ne var ki, yüz kişiden biri ender olarak bunun önemini seziyordu. Benim açımdan, doğanın bozulmasının ne olduğunu açıkça öğretmek isteseydim, bu sözlerle kolayca yetinirdim. Ama doğasının her yanı bozulan ve doğaüstü armağanlardan yoksun kalan insanın ne yapabildiğini dikkatle ölçüp biçmek daha önemlidir. Mesih’in öğrencileri olmakla övünenler bu konudan daha çok filozoflar gibi söz ediyorlardı. Latinler, “özgür irade” terimini, sanki insan hâlâ dürüstmüş gibi, her zaman kullanıyorlardı. Grekler, daha küstahça bir kelime kullanmaktan utanmıyorlardı. Her insanın kendi gücü kendi elindeymiş gibi, “özgüç” diyorlardı.[2] Herkesin -sıradan halkın bile- kafasına insana özgür irade bahşedildiği ilkesi sokulmuştu. Yine de seçkin görünmek isteyen bunlardan bazısı bunun nereye kadar gittiğini bilmiyordu. Bu nedenle önce bu kelimenin etkisini irdeleyelim; sonra da insanın doğasının iyi ve kötü olarak ne vaat ettiğine dair Kutsal Yazı’nın yalın tanıklığını belirleyelim.

Özgür irade hepsinin yazısında tekrar tekrar yer alsa da, çok azı onun ne olduğunu tanımlamıştır. Origenes özgür iradenin, aklın iyinin ve kötünün ayırımına varma yetisi, iradenin birini ya da diğeri seçme yetisi olduğunu söylemiştir. Kilise yazarları da genelde onun öne sürdüğü bu tanımda görüş birliğine varmışlardır. Augustinus bu konuda görüş ayrılığına düşmemiştir. Bunun, aklın ve iradenin lütfun yardımıyla iyiyi, lütuf yoksa kötüyü seçme yetisi olduğunu öğretmiştir. Bernard, “iradenin yok olmaması ve aklın güvenilirliği nedeniyle” zarif bir biçimde konuşmak isteyerek, bunun “onay” olduğunu daha da anlaşılmaz şekilde ifade etmektedir. Anselm’in iyi bilinen tanımı da yeterince açık değildir: Bu, dürüstlüğü kendi adına koruma gücüdür. Sonuçta Peter Lombard ve Skolastikler, Augustinus’un tanımını kabul etmeyi tercih etmişlerdir, çünkü daha nettir ve Tanrı’nın lütfunu dışlamaz. Lütuf olmadan iradenin kendine yetemediğini anlamışlardır. Yine de daha iyi olduğunu ya da bunu daha net açıkladığını düşündükleri kendi fikirlerini de ortaya koymuşlardır. Birincisi, arbitrium adının daha çok, görevi iyiyle kötüyü birbirinden ayırmak olan akla atıfta bulunması gerektiğinde; liberum sıfatının da şuna ya da buna dönebilen iradeyle esaslı şekilde ilişkili olduğunda görüş birliği içindedirler. Thomas [Aquinas], özgürlük esasında iradeye ait olduğu için, anlayışla arzunun karışımından türeyen, yine de arzuya daha yatkın olan özgür iradeye “seçme gücü” demenin çok uygun olacağını söylemektedir. Özgür karar verme gücünün bulunduğu yerin, akıl ve irade olduğunu öğrettiklerini görüyoruz. Şimdi bize, her birine ne kadar atıfta bulunduklarına kısaca bakmak kalıyor.


[1]

103 Calvin, kilise babalarından söz etse de, bu görüşünde Erasmus dâhil, çağdaş Hümanistleri hedef almaktadır.

[2] “amsÇovmoç.” Bu kelimeyi ilk kullanan kilise babalarından İskenderiyeli Clemens’tir. Pavlus’un “Yetişkin biri olunca” (1Ko. 13:11) sözünü yorumlarken, “Söze itaat eden ve kendimizin efendileri [avrs^ovaıoç] olan bizlere” demiştir.

John CALVIN

Bu yazıda geçen konular: